|
|
Untitled Document
|
Kocaköy Kaymakmlığı S.Y.D.V. Başkanlığı Resmî Web Sitesi |
|
|
 |
KONUT
1960’lı yıllara kadar Kocaköy evleri (Kocaköy’de evin
binasına “khani/hani”, mesken anlamına ise “mal” denir)
umumiyetle birbirine bitişik sıralar halinde dizilen iki
katlı kâgir evlerdi. Bunlara “alin” ev denirdi. Bu evlerin
üst katı mesken, alt katı ise hayvan barınağı “akho/ahur/ahır”
olarak kullanılırdı. Evin en arka gözünde iki kat birleşik
olur ve bu göz samanlık (kadin) olarak kullanılırdı.
Samanlığın genellikle üstünde, ya da arka duvarında
kolaylıkla açılıp kapanabilen ve “mebrek” denen bir saman
giriş kapısı vardı. Bu evlerin girişi alt kattaki bir avluda
(Hevş. Krş. Türkçe “oğuş”, İngilizce “house”!) bulunurdu.
Ahırların kapısı bu avluya açılırdı. Ahırların içinde
umumiyetle ardıç ağacından yapılmış hayvan bağlama kulpları
ve “afır” denen yemlikler bulunurdu. En iyi ahırlar, iş
öküzlerine tahsis edilirdi.
Avludan ayrıca üst kata çıkılan ve “dırınce (derece)” denen
bir de sabit merdiven bulunurdu (Kocaköy’de seyyar merdivene
“sılım (Arapça süllem)” denir). Avlunun müştemilatı arasında
yem ve zahire ambarları (kuvar), bulgur sokusu (Cırn/curun),
tavuk pinliği (lis) ve öteberi konmaya yahut tavuk folluğu
olmaya elverişli, kapaksız duvar dolapları (kulin) yer
alırdı.
|
|
|
 |
Avlunun büyük, tahta bir kapısı olur, bu kapının kilit tertibatı (kiso)
da ağaçtan yapılırdı. Anahtar deliği insan eli sığacak genişlikte ve
anahtar da tahtadan yapılırdı (Mehfte= Arapça miftah). Evin üst katı,
“eyvan” denen önü açık bir iç mekânın etrafında örgülenirdi. Merdivene
en yakın ve en dış oda selâmlıktı. Buna “vetak (krş. Türkçe
otak/otağ/oda)” denirdi. Vetak, evin büyüğünün oturduğu, aynı zamanda
misafirlerin ağırlandığı mahaldi. Harem kısmı ise “ev tarafı (ali malê)”
denen daha geri plandaki odalardı.
Her odada, “seleb” denen bir abdest ve duş alma köşesi, bir de “küçık”
denen ocak (şömine) bulunurdu. Ocak, “şıvak” denen bir baca ile dama
açılırdı. Ocağın ateşiyle külünü sınırlayan bordüre “kanun” denirdi.
Kanunda bir maşa ile “estif” denen yassı bir ateş kürekçiği eksik
olmazdı. Bacanın iki yanında çıra omuzu denen iki çıkıntı olur, çıralar
bunların üstüne konurdu. 1965’ten sonra, ocak yerini yavaş yavaş sobaya
terk ederek âdeta evden çıktı gitti!.. Evin bazı köşelerinde, torba vb
nesnelerin yerini yükseltmek için “seku/sekun” denen sekiler yapılırdı.
Su testisinin (cer) bulunduğu özel yerin adı da “kuncerk” idi.
Yataklar “nıvin”, “mıtêl” ya da “ci” adıyla bilinir, bunlar gece yer
yatağı olarak serilir, gündüz ise toplanıp “mered” denen özel yerlerinde
saklanırdı.
Evin bir iki odası da kiler olarak kullanılan yerlerdi (Khızên/hızên/hazine).
Burada zahire torbaları ile yağ, pekmez, pestil vs küpleri bulunurdu.
Küplerin küçüklerine “şerbık”, ortancalarına “helub”, büyüklerine ise
“sından” denirdi. Üst katın önünde kimi zaman bir de “ortme (örtme)”
denen asma kat bulunurdu.
Bu evlerin duvarları, saman ve bazen kıl ile karılmış toprak harç
kullanılarak taş ile örülürdü. Bir taş sırasına “kor”, köşe taşına
“rukun/rükün”, destek taşına “gerdoş”, dolgu taşına “buğre” denirdi.
Birkaç sıra arayla duvara ağaç parçaları atılarak bunlarla duvar
perçinlenirdi. Bunlara “haya” denirdi. Eğer bütün kor ağaçtansa bu da
“çember haya” diye adlandırılırdı. Evin damı “beşt” denen ve genellikle
iri ceviz ağaçlarından yapılan kirişlere bindirilen ve “mağ”, “ta” ya da
“kehti” denen ağaçlarla örtülürdü. Kirişleri “üstun (sütun)” denen ağaç
direkler tutardı. Sütun başlığına da “kube’” denirdi. Vetaklarda kiriş
bulunmaz, mağlar duvardan duvara uzanırdı. Mağların üstü tahta ya da
“mırdiyak (mertek)” denen merteklerle, bunların da üstü, kamış, talaş,
yaprak vb örtü malzemesiyle örtülürdü. En üstte ise beyaz kireçli toprak
bulunur, bu toprak “bangeran” denen taş silindirlerle sıkıştırılırdı.
Bangeranı çekmeye yarayan altı parçalı alete (keys (kavs=yay)” denirdi.
Damın suyunu akıtan oluğa “çırık”, damlaları duvarın dışına döken ve
yassı taş dizisinden oluşan saçağa da “sıfırne” denirdi.
Evin içi, elenmiş beyaz kireçli sıva ile sıvanırdı. Kaba sıvaya “teyn
(Arapça toprak), ince sıvaya “savağ (Türkçe sıvağ) denir.
Halen Kaya mahallemizin Kıjkay ağacı ile Ulu Cami arasında kalan
mıntıkada bu tür evlere rastlanır.
1970’lerden itibaren tek katlı, ortasında bir salon ve bunun etrafında
dizilen odalardan kurulu, bahçeli evler inşa edilmeye başlandı. Bunlar
da kâgir idi. Örnekleri, mezarlığın kuzey çıkışında mevcuttur.
Son zamanlarda ise, türlü planların uygulandığı betonarme evler inşa
edilmektedir.
|
|
 |
SOSYAL YAŞANTI
Halkın tamamına yakını Sünni-Şafii mezhebe mensup olup Kürtçe konuşur.
Arkbaşı köyümüzde birkaç Hanefi aile mevcuttur. Boyunlu köyümüz ise
Varlı mezrasıyla birlikte Zazaca konuşur.
Günlük yaşantı, kırsal kesime özgü kapalı kültür niteliklerini taşır.
Dolayısıyla akrabalık ve komşuluk ilişkileri güçlüdür. Eskiden
elektriğin ve kahvehanelerin bulunmadığı yıllarda, erkekler, akşamları
ileri gelen zevatın “kunağ (konak/konağ)” ya da “divan” denen odalarında
toplanır, sohbet ederlerdi. Bu sohbetlerin konusu, umumiyetle din,
tasavvuf, menkıbeler, cönk, esatir ve erdemdi. Buralarda bazen masal ve
hikâyeler de anlatılırdı. Seydâ Şeyh İsmetullah Efendi’nin divanı ile
Asaf, Hacı Ömer, Hasan kâhyalar ile Hacı Reşit, Abdülcebbar Emmi gibi
şahsiyetlerin “kunağ”ları bunlara arasında sayılabilir. Kadınlar ise
aynı işi, şehriye biçme sıralarında ve tandır ile çeşme başlarında
yaparlardı.
TV ile kahvehanelerin yaygınlaşmasından sonra, bu adetler kaybolmuştur.
Yaş grupları arasında saygı ve sevgi kurallarına dikkat edilir. Bu
kurallara uyulduğu, jestlerle de belli edilir. Yaşça büyük erkeklerin
adı “dayı” sıfatıyla, hanımların adı ise “teyze” sıfatıyla anılır. hacı,
molla, seyda, şeyh, hoca, mir, beg, efendi, hanım... gibi sıfatların
zikredilmesine de itina edilir.
Bayanlar, yaş farkına bakmaksızın erkeklere hürmet gösterirler. Mesela,
seksen yaşında bir kadın otururken, otuz yaşında bir erkek görse ayağa
kalkar. Ama, erkeklerin kadınlara gösterdiği saygı, ayrıca bir kutsiyet,
bir tazim ve çekinme hâlesi ile süslüdür.
|
|
 |
Düğün, nişan, mevlit vb tören davetlerine imkânlar ölçüsünde icabet
edilir. Uzak yoldan, yahut uzun süreli gurbetten, bilhassa askerlikten
ve hacdan dönenlere hoş geldin ziyaretinde bulunulur. Hasta ziyareti bir
görev şuuru içinde yapılır. Taziyelere mutlaka gidilir.
Eskiden ev inşası, ekin biçme, çift sürme vb işlerde insanlar ücretsiz
olarak, işin uzunluğu ya da kısalığına; zorluk ya da kolaylık derecesine
bakmaksızın birbirine yardım ederdi. Bu uygulamaya “zıbare (imece)
denirdi. Fakat son yıllarda imece usulü, hemen tamamen ortadan kalkmış
durumdadır.
KÜLTÜREL FAALİYET
Kocaköy’de sinema, tiyatro, konferans salonu, düğün salonu gibi tesisler
bulunmamaktadır.
Düğünler açık alanda, davul-kaval yahut davul-zurna eşliğinde
yapılırken, son zamanlarda, davul-zurnanın yerini orkestra almaya
başladı.
2002 yılında, Ankara’dan bir çocuk tiyatrosu ekibi gelip Kocaköy
İlköğretim Okulunda küçük bir çocuk oyunu sahnelemişti. Kaymakamlığın
çabalarıyla, ara sıra il merkezinden mahalli müzik icra grupları ilçeye
davet edilip konserler verdirilmektedir.
|
|
 |
SOSYAL TESİSLER
Kocaköy’de, Kaymakamlığa ait küçük bir misafirhane mevcuttur (Öğretmenevi).
Merzezde Kokulupınar Mahallesi istikametinde ise bir balıkçılık tesisi
ve buna bağlı bir balık yemekhanesi vardır. Kocaköy’de bir lokanta,
yarım düzine kadar da kahvehane vardır.
İŞ VE ÇALIŞMA HAYATI
Resmi dairelerdeki mesai, mevzuatla belirlenmiş olup bu çerçevede
yürütülmektedir. Sivil hayatta, umumiyetle aydınlık saatlerde çalışılır.
Fakat son zamanlarda ücretli işçiler de resmi mesai saatleri içinde
çalışma eğilimindedirler. |
|
|
|
|
|